Biyografi

Franklin Roosevelt kimdir

Ad Soyad: Osman Girgin Doğum Tarihi: 19 Ekim 1987 Nereli: İzmir Meslekler: ,

Franklin Roosevelt kimdir, Amerika Birleşik Devletleri’nin 32. Başkanıdır. Başkanlığa 4 kez seçilmiştir.

Franklin Delano Roosevelt, 30 0cak 1882 doğumlu Amerika Birleşik Devletleri eski başkanı. 19331945 arası görev yapan Roosevelt, ülkede 2 dönemden fazla süre başkanlık yapan tek isim olma özelliğini taşıyor. Ülke çapında yapılan anketlerde ise gelmiş geçmiş en iyi 3 başkandan biri seçiliyor. 1930lu yılların Büyük Bunalım‘ının gölgesi altında sosyal güvenlik sistemini kurmayı ve ekonomiyi atağa kaldırmayı başarmış bir isim.

Franklin Roosevelt, 30 Ocak 1882’de Hyde Park, New York‘ta doğdu. Hem annesi Sara Ann Delano hem de babası James Roosevelt, New York’un zengin ve soylu ailelerindendi, babası Hollanda, annesi ise Fransız kökenliydi. Franklin, ailenin tek çocuğuydu.

ABD’nin 26. Başkanı olan Theodore Roosevelt de aynı ailedendir ve Franklin D. Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt’in amcasıdır.

Roosevelt, ayrıcalıklı bir ortamda büyüdü. Annesi, babasından daha dominant bir karakterdi. Avrupa‘ya yaptıkları sık ziyaretlerin sonucu olarak Roosevelt iyi derecede Almanca ve Fransızca öğrenmişti. Kürek, polo, tenis gibi spor dallarına merak sarmıştı.

Roosevelt, 14 yaşında Massachusetts‘teki Groton School adlı yatılı okulda okudu. Okul müdürü Endicott Peabody‘den çok etkilenmişti çünkü müdür, öğrencilerini yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım etmeye sevk ediyordu. 1900 yılında başladığı Harvard Üniversitesi’nden 1904 yılında mezun oldu. Lisans derecesini Harvard Üniversitesi‘nden aldı, bu sırada Adams House adlı lüks bir evde kalıyordu ve Alpha Delta Phi derneğinin bir üyesiydi. Lisans öğrenimi sırasında kuzeni Theodore Roosevelt‘in Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’na şahit oldu ve onun liderlik tarzından çok etkilendi, onu rol modeli olarak benimsedi.

Roosevelt 1905‘te Columbia Hukuk Okulu‘na girdi ancak 1907‘de New York State Baro sınavını geçtiği için okulu bıraktı. 1907′de New York’ta avukatlık yapmaya başladı. 1908‘de prestijli bir Wall Street şirketinde işe girdi, burada anonim şirket hukuku dalında çalıştı.

Franklin Delano Roosevelt, Birinci Dünya Savaşı sırasında Deniz Kuvvetlerinin çeşitli birimlerinde sivil olarak görev yaptı. 1913 – 1917 yılları arasında donanmanın gelişimi için çalıştı. Mart 1913′te deniz kuvvetleri bakan yardımcılığına atandı ve Birleşik Devletler Donanma Rezervi’ni kurdu. 1918’de Amerikan donanma üslerini incelemek amacıyla İngiltere ve Fransa gezilerine çıktı. Bu sırada Winston Churchill‘le tanıştı. Kasım 1918’de 1.dunya savaşı’nın bitişinin ardından seferberliğin sona erdirilmesinden sorumlu oldu ancak donanmanın dağıtılmasına tamamen karşıydı. Haziran 1920’de, donanmadaki görevinden istifa etti.

1910‘da Roosevelt, 1884‘ten beri bir demokratı seçmeyen New York State Senatosu‘na katıldı. 1 Ocak 1911‘de gerçek anlamda siyasete atıldı, bir grup reformcunun başkanı oldu. Bu grup, Demokratik Parti‘ye uzun süredir hükmeden gruba karşı çıkıyordu. Kısa bir süre içinde Roosevelt, New York demokratlarının arasında popüler bir isim oldu. 5 Kasım 1912‘de ikinci kez seçildi ve 17 Mart 1913‘te New York State Senatosu’ndan istifa etti.

1913’te Roosevelt, Woodrow Wilson tarafından donanmanın asistan sekreteri seçildi. Sekreter Josephus Daniels‘ın altında görev yapıyordu. 1913 – 1917 yılları arasında donanmanın gelişimi için çalıştı ve Birleşik Devletler Donanma Rezervi‘ni kurdu. Wilson, bu sırada donanmaya Orta Amerika ve Karayip ülkelerine müdahale görevi verdi. 1920‘de başkan yardımcılığı seçilme kampanyası sırasında yaptığı konuşmalarda siyasetçi, Latin Amerika siyasetinde çok önemli bir etkisi olduğunu, hatta Amerika’nın 1915‘te Haiti‘ye dayattığı anayasayı da kendisinin yazdığını söyledi.

Donanmada görev yaptığı yıllar boyunca Roosevelt, bu kuruma karşı ömür boyu sürecek bir bağ oluşturdu. Kısa bir süre içinde, yöneticilik yeteneği sayesinde devletin birçok kurumuyla bütçe onaylamaları hakkında pazarlığa girişiyor ve her zaman kazanan o oluyordu. Denizaltılarının savunucusuydu ve Alman denizaltılarıyla savaşmak için müttefik devletlerle işbirliği yapılmasını savunuyordu. Hatta bu amaç için Norveçİskoçya arasına denizden bir mayın hatı döşemeyi teklif etti. 1918‘de Amerikan donanma üslerini incelemek amacıyla İngiltere ve Fransa gezilerine çıktı. Bu sırada Winston Churchill‘le tanıştı. Kasım 1918’de 1. Dünya Savaşı‘nın bitişinin ardından seferberliğin sona erdirilmesinden sorumlu oldu ancak donanmanın dağıtılmasına tamamen karşıydı. Haziran 1920’de, donanmadaki görevinden istifa etti. 1920’de, Ulusal Demokrasi Kongresi’nde Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı adayı olarak seçildi.

1920 yılında ABD Başkan Yardımcılığına adaylığını koydu ama seçimi kazanamadı.

1921 yılında Franklin D. Roosevelt o dönemde çok büyük salgın halinde olan çocuk felcine yakalandı. Hastalığı yenmesine karşılık bacaklarına gelen felç yüzünden yaşamının geri kalan bölümünde bir daha yürüyemedi. ABD tarihinde özürlü olan tek başkandır. Ayakta durup konuşma yapabiliyordu ama yürüyemediğinden tekerlekli sandalyesiz bir yerden bir yere gidemiyordu. 1926’da Georgia’da bir yer satın aldı, burayı felçlilerin tedavi olabileceği bir hidroterapi merkezine dönüştürdü ve kendisi de burada tedavi görmeye başladı. Kalçalarına ve bacaklarına takılan demirler sayesinde kısa mesafeler de olsa yürümeye başladı. Halkın karşısında değilken tekerlekli sandalye kullanıyordu ve onu kimsenin bu şekilde görmesine izin vermiyordu. 2003’te yapılan bilimsel çalışmalar, siyasetçinin rahatsızlığının Guillain-Barre sendromu olduğunu ortaya çıkardı.

1928‘de Roosevelt, politik kariyerine geri dönmeye yetecek kadar iyileştiğini düşünüyordu. Hastalığı sırasında Demokratik Parti’yle önceden kurduğu bağları koparmamaya çalışmış ve 1928 seçimleri Demoktarik Parti başkan adayı olan Alfred Smith‘le de yakın dost olmuştu.

1928 yılında New York eyaletine vali seçilmeyi başardı. 4 yıl valilik yaptıktan sonra da 1932 seçimlerinde ABD’nin 32. Başkanı olarak seçildi.

Roosevelt çok zor bir dönemde başkanlığa gelmişti. Roosevelt işbaşına geldiğinde ABD 1929’dan beri Büyük Buhran adı verilen tarihinin en büyük ekonomik çöküntüsü yaşamaktaydı. Nüfusun % 25’i işsizdi. 2 milyon Amerikalı evsiz barksız kalmıştı. Roosevelt Yeni Düzen adıyla anılan çok yönlü bir yeniden yapılanma programı geliştirdi ve 1930’ların sonuna doğru ABD ekonomisi tekrar rayına oturup, hızla büyümeğe başladı.

Rooseelt’in göreve geldiği günden sonraki ilk 100 günü, stratejisinin ilk kısmına, yani rahatlamaya eğiliyordu. Bunun yanında yatırım yapmaya ve para harcamaya çekinen kesimi rahatlatmak için de birçok hareketliyle güven ortamı yaratmaya çalıştı. Başkanın doğal bir güven ve iyimserlik yanının olması da ülkenin gidişatında çok etkili oldu. Göreve geldiği gün banka paniği yaşanıyordu. Ünlü sözlerini bu zaman söylemişti: “Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir”. Ertesi gün bankaların açılmasını sağlamıştı ve bu haraketi “kendine gelme” stratejisinin bir parçasıydı. Amerikan ekonomisi, Roosevelt’in başkanlığı sırasında hızla büyümeye başladı. Ancak bu büyüme yüksek düzeyde işsizliği de beraberinde getirmişti. Bu dönemde Başkan, vergi gelirlerinde de değişikliğe gitti, toplanan vergiler büyük ölçüde arttı. Vergiler 2. Dünya Savaşı yıllarında daha da arttı.

1933’te Giuseppe Zangara isimli biri, Roosevelt’e suikast girişiminde bulundu. Sıktığı 5 kurşun siyasetçiye isabet etmedi ancak Chicago valisi Anton Cermak hayatını kaybetti.

1919’da “Ülkeler Ligi”ne katılmayı reddeden Amerika, dış politikada izolasyona doğru gitmeye başlamıştı. Roosevelt, bu izolasyonu körüklememeye çalıştı. Latin Amerika’yla iyi komşuluk ilişkileri oluşturulmaya çalışıldı. Haiti’deki Amerikan güçleri geri çekildi, kuba ve panama’yla yeni anlaşmalar imzalandı. 1933’te imzaladığı anlaşmayla Başkan, Latin Amerika ülkelerinin içişlerine karışma hakkını elinde bulundurduğunu açıkladı.

1936 yılındaki başkanlık seçimlerini yine Roosevelt kazandı. Birinci dönemin aksine, ikinci dönemde çok az sayıda yeni ana kanun yürülüğe girdi. Başkan, hızla gelişmekte olan işçi sendikaları tarafından destekleniyordu. Bu sırada almanya’da Adolf Hitler’in hızlı yükselişiyle körüklenen yeni bir dünya savaşı korkusu mevcuttu. 1935’te, italya’nın etiyopya’yı işgali sırasında Amerika’da, Amerikan güçlerinin yardım amaçlı ülke dışına çıkarılmasını yasaklayan yasa çıkmıştı. Roosevelt, Etiyopya gibi yardıma muhtaç ülkelerin durumu yüzünden bu yasaya karşı çıkmıştı, kardeş ülkelerin yanında olma haklarını engellediğini savunuyordu. 1939’da savaş patlayınca, bu tarafsızlık yasasını göz ardı eden Roosevelt, ingiltere ve fransa’ya yardım etmenin yollarını aramaya başladı. Bu sırada da, 1940’ta İngiltere Başbakanı olan Winston Churchill ile yakın dost oldu. Anti-emperyalist olan Başkan’ın amaçlarından biri dünya üzerindeki kolonileşmeyi sona erdirmekti.

1940’ta Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Fransa‘nın işgal edilmesiyle işgale dayanamayacak hale gelen İngiltere‘nin durumunu göz önüne alan Amerikan halkı ve politikacıları, Roosevelt’in arkasında durarak askeri harcamaların arttırılmasına, tarafsızlık politikasının feshedilmesine ve acilen İngiltere’ye yardım edilmesine karar verdiler.
1941’de işsizlik ciddi derecede azaldı, hatta işçi ihtiyacı Güney ülkelerinden göçe neden oldu. Yurtiçi politikaları artık Başkan’ın bir numaralı endişesi değildi.

1941 Ağustos’unda İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile bir gemide buluşarak sekiz maddelik Atlantik Sözleşmesi’ni imzaladı.

Roosevelt, Afro-Amerikanlar, Yahudiler gibi azınlıkların saygısını kazandı ve onları arkasına almayı büyük ölçüde başardı. 1941’in başlarında, savaş zamanı ortaya çıkan yeni iş imkanlarından yararlanmaları için azınlıklara yönelik bir dizi kanun çıkarttı. Afro-Amerikanların orduda daha üst kademelere getirtilmeleri için çalışmalar yaptı. Ancak 1960larda, 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımını engellemek için yeterince çalışmadığından dolayı bazı kesimler tarafından kınandı.

1999‘da yapılan bir araştırmaya göre, tarihçiler Abraham Lincoln, George Washington ve Franklin Roosevelt’i gelmiş geçmiş en iyi üç başkan olarak görüyor. Ayrıca Amerikan vatandaşları, Roosevelt’i 20. yüzyılın en hayran olunan 6. kişisi olarak seçmiş. Başkan, Amerika’yı çok ağır bir ekonomik bunalımdan kurtardığı, Amerikan halkına herşeyden önce psikolojik anlamda destek verdiği, bunun yanında ülkeyi dünyadaki liderlik seviyesine taşımada büyük bir adım attığı ve politikalarıyla bugünü dahi etkilediği için tüm dünya ülkeleri açısından önemli bir politikacı olarak görülüyor. Roosevelt’in Hyde Park’taki evi şu anda bir ulusal müze. Ayrıca ülkede onlarca parka, sokağa, okula onun adı verilmiş.