Biyografi

Arthur Rimbaud kimdir

Ad Soyad: Osman Girgin Doğum Tarihi: 19 Ekim 1987 Nereli: İzmir Meslekler: ,

Arthur Rimbaud kimdir, Sürrealizm ve Sembolizm’in en önemli şairlerinden birisidir.

Arthur Rimbaud, 20 Ekim 1854 tarihinde Charleville-Mézières Fransa‘da doğmuştur. Tam adı Jean Nicholas Arthur Rimbaud’dır. Annesi Vitalie Rimbaud, babası Frédéric Rimbaud’dur. Nicholas Frédéric adında abisi, Jeanne Rosalie Vitalie ve Marie Isabelle adlarında kız kardeşleri vardır. Subay olan babası Cezayir de görev yaptığı sırada, Arapça öğrenerek Kur’an’ı kendi dillerine çevirmiştir. Babası annesini ve ailesini 1860 yılında terk edince annesi tarafından yetiştirilmiştir. Arthur Rimbaud, giderek kuralları yok sayan kişiliğe sahip olmuş ve ahlak ve din kurallarını hiçe saymıştır.

Arthur Rimbaud, 8 yaşında laik bir eğitim sistemi olan Rossat Okulu’nda eğitimine başlar, Daha sonra dini eğitim de verilen Charleville Koleji’ne verilir. Öğretmenin destekleri ile yazdığı şiire daha çok özenir. O sıralarda Çağdaş Parnasçılar dergisini okur, Théophile Gauiter, Théodore de Banville, Léon Dierx ve Paul Verlaine gibi şairlerin şiirleriyle tanışır. Charleville’de düzenlenen geleneksel edebiyat yarışmasında birinci olur.

Arthur Rimbaud’un bilinen ilk şiiri; Revue Pour Tous dergisine gönderdiği Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları (Les Etrennes des Orphelins) adlı şiiridir.

Fransız-Alman Savaşı’nın patlak vermesi (Temmuz 1870) üzerine, öğrenimi yanda kaldı. Devrimci sosyalizme ilgi duyan Rimbaud Ağustos’ta Paris‘e gitti. Arthur Rimbaud, Henüz 16 yaşındayken evden kaçıp Paris‘e gider. Annesi onu polisin yardımıyla Charleville’e getirdiyse de, Şubat 1871’de yeniden kaçarak Paris‘e gitti ve Paris Komünü’ne katıldı; üç hafta sonra da Charleville’e döndü. Bundan sonra evden savaş ortamında 2 kere daha kaçmasına rağmen, perişan hallerde geri döner. Evine döndüğünde kişiliği tümüyle değişmişti. İlk şiirlerini reddederek, yaşama karşı hoşnutsuzluğunu, masumiyet dünyasına sığınma isteğini ve iyi ile kötü arasındaki çatışmayı dile getirdiği şiddet dolu ve tanrıtanımaz şiirler yazdı. Yaşam tarzı da, şiirlerindeki havayla uyum içindeydi. Bir işte çalışmayı reddetti ve dine, ahlaka ve her türlü disipline başkaldırdı.

Sonradan “Lettres du voyant” (Kâhinin Mektupları) olarak adlandırılan iki mektubunda (13 ve 15 Mayıs 1871) dile getirdiği yeni bir estetik görüş geliştirdi. Mektuplarının başlığı, şairin geleneksel birey kavramının sınırların aşarak sonsuzluğa nüfuz edebilen, sonsuzluğun sesini dile getirebilen, büyük bir görü gücüne sahip bir “kâhin” olması gerektiği görüşünden kaynaklanıyordu.

Rimbaud, haksız bir savaş için ölen askerlere karşı duyduğu üzüntüyü ”Vadide Uyuyan Adam” adlı eserinde dile getirmiştir. Söz konusu yapıt dünya edebiyatında büyük bir öneme sahiptir.

Rimbaud Charleville’deki edebiyatçı arkadaşlarından birinin önerisi üzerine Ağustos 1871’de şair Paul Verlaine‘e, aralarında her sesli harfe değişik bir renk yakıştırdığı “Voyelles” (Sesliler) sonesinin de bulunduğu yeni şiirlerini gönderdi. Bu şiirlerden çok etkilenen Verlaine, Rimbaud’yu yol parasını göndererek Paris‘e çağırdı. Kendine güveni artan Rimbaud, bu arada “Le Bateau ivre” (Sarhoş Gemi) adlı şiirini yazdı. Şiir, tekniği açısından geleneksel olmakla birlikte kusursuz bir söz ustalığının, cesur bir imge ve eğretileme seçiminin, ayrıca derin bir duygusal ve ruhsal deneyimin ürünüydü. Bu yapıtıyla Rimbaud, sanatının en yüksek doruklarına ulaşmıştı.

Bu sırada Paris’in meşhur kafelerinde şiirler yazıp, çağın sanatı, siyaseti hakkında tartışmalara katılır ve absent içip, afyon yutmaya başlar. En son evden kaçışında, mektup ve şiirle dostluğunu pekiştirdiği dostu Paul Verlaine‘nin evine sığınır.

1873 yılında ilk şiir kitabı Cehennemde Bir Mevsim (Une Saison En Enfer) yayımlandı.

Paul Verlaine‘nin 1870 yılında evlendiği eşiyle arasının açılması ve 1871 yılında Arthur Rimbaud ile eşcinsel ilişkilerinin başlamasıyla; Fransa‘da dışlanan ikili birlikte Fransa, Brüksel ve Londra‘da gezgin, bohem, sefih ve serseri bir yaşam sürdürdüler. Aralarında çıkan bir tartışma sonrası kendisinden ayrılmak isteyen Arthur Rimbaud’yu Paul Verlaine Brüksel‘de bir tabanca kurşunu ile yaraladı. Bunun üzerine Paul Verlaine iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Paul Verlaine cezası bittikten sonra 1875 yılında son bir kez onu Stuttgart‘a bulup görüştükten sonra bir daha asla görüşmediler. Arthur Rimbaud, bu tarihten sonra da şiir yazmayı bırakmıştır.

Arthur Rimbaud, 1875‘te dünyayı dolaşmaya karar verdi. Alpler’i yürüyerek geçti. 1877 tarihinde Doğu Hint Adalarındaki Hollanda sömürge ordusuna katıldı. Ancak bir süre sonra ordudan kaçar. Daha sonra 1878 yılında Marsilya’dan İskenderiye’ye geçti ve bir süre Kıbrıs Larnaka’da Rum, Türk ve Araplara çevirmenlik yaptı. Buradaki şirketin kapanmasıyla 1880 yılında Afrika‘ya giderek, Adenli bir kahve tüccarının yanında Habeşistan (Etiyopya) Ogaden bölgesine giden ilk beyaz oldu. Harrar bölgesinde, Mısır‘ın işgal altında olmasından faydalanıp; kahve, fildişi, deri, ıtır ve zamk üretimi yapan Vianney Bardey firmasında çalıştı. 1889 yılında Habeşistan‘ın imparatoru olan Şeva (Şoa) kralı II. Menelik’e silah satma işine girişti. Bu işlerden çok para kazandı.

Şubat 1891 yılında kalçasında oluşan bir şişlik ve yarayla hastaneye yatar, teşhis Kalça Neoplazmasıdır (bir çeşit kalça kanseri), bu yüzden Fransa‘ya döndükten sonra sağ bacağı kesildi. 21 Mayıs 1891 tarihinde annesine yazdığı mektupta hastalığından sinovit, hidrartroz, eklem ve kemik hastalığı olarak bahseder. Temmuzda Roche’a giden Rimbaud’nun sağlığı gittikçe kötüleşti. Ağustosta gittiği Marsilya’da hastalığına kanser teşhisi kondu. Bu sırada asker kaçağı olarak arandığı için hasta haliyle zor günler yaşar. Sadece “Jean Rimbaud” ismini kullanır ve kayıtlarda ismi bu şekilde geçer. Aşırı morfin tüketimi ve kanserin yayılması ölümünü hızlandırır.

Arthur Rimbaud’un 10 yılı aşkın çetin çalışmasının toplam ürünü 36.000 altın franktır, 8 yıl yanında hizmetkarlığını yapan Camii’ye 10.000 frankının verilmesini, Kız kardeşi Isabelle’e vasiyet eder.

Arthur Rimbaud, 10 Kasım 1891 tarihinde Marsilya, Fransa‘da 37 yaşında ölmüştür.

1995 yılında yönetmenliğini Agnieszka Holland‘ın yaptığı orijinal adı “Total Eclipse” olan “Tutkunun Şairleri” adlı filminde şairler Arthur Rimbaud ile Paul Verlaine‘ın eşcinsel hayatı, Paris‘te ve Brüksel seyahatleri sırasında yaşadıkları anlatılır. Filmdeki Arthur Rimbaud rolü için River Phoenix düşünülmüştü. Fakat River’ın zamansız ölümünden sonra bu rol için Leonardo Di Caprio uygun görüldü. Paul Verlaine‘yi David Thewlis canlandırdı.

Rimbaud Eserleri :
1873 – Une Saison en enfer (Cehennemde Bir Mevsim)
1886 – Illumminations (Aydınlanışlar/Esinlenişler)
1895 – Poésies complètes (Bütün Şiirleri)

Sarhoş Gemi Şiiri :
Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedeçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan almak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış.

Bana ne tayfalardan; umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere;
Bordamda gürültüler patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere.

Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.

Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, tam on gece hora teptim;
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine.

Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen sular;
Ne şarap lekesi kaldı,ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.

O zaman gömüldüm artık denizin Şi’rine,
İçim dışım sütbeyaz köpükten, yıldızlardan,
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazan bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.

Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.

Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri,
İnsana sır olanı, gördüğüm demler oldu.

Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperir uzaklaşan dalgalar sıra sıra.

Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne.

Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni
Beklemedim Meyem’in nurlu topuklarından
Kudurmuş denizlerin imana gelmesini.

Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.

Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
Sazlar içinde koskoca bir ejderha,
Durgun havada birdenbire yarılır sular,
Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.

Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
İğrenç leş yığınları bozbulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer.
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.

Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı.

Bazan doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım, diz çökmüş bir kadın gibi.

Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri.

İşte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanze kadırgaları takamazken peşine.

Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
Güneş yosunları, mavilik medusaları.

Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları.

Titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın.

Yıldız yıldız adalar , kıtalar gördüm; çoşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret.

Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahsun bir çocuk
Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini.

Ben sizinle sarmaşdolaş olmuşum dalgalar,
Pamuk yüzlü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkum gemilerin sularında yüzemem.